Rahmetli Özal rüyalarıma giriyor
Mehmet Çelik

Mehmet Çelik

...

Rahmetli Özal rüyalarıma giriyor

29 Eylül 2017 - 09:04

Birinci Dünya Savaşı sürecinde koca bir imparatorluk kaybetmiştik. Lozan’da masaya oturmuş, akabinde Anadolu coğrafyasına razı olmuş ve bu coğrafyada yeni bir devlet kurmuştuk. 

Balkanlar, Kuzey Afrika, Ortadoğu… derken, Yemen, Sarıkamış ve Çanakkale derken, kolumuz-kanadımız kırılmıştı. Ortadoğu’dan, Kafkaslardan ve Balkanlardan baba ocağı tabir edilen Anadolu’ya muhacir akınları başlamıştı… Cumhuriyet Türkiye’sini inşa ederken 14 milyon nüfusa sahiptik… Aç ve sefil bir toplum. 14 milyon nüfusun yaklaşık sekiz milyonu kadın, geri kalanların büyük çoğunluğu yetim çocuk ve kolu-bacağı olmayan, savaş artığı tabir edilen muhterem gazilerimizdi… 

Yolu, okulu, hastanesi olmayan şehirler, ekecek tohumu, tarlayı sürecek öküzü olmayan köyler!.. 

Bu ortamda, devletin dış politikası “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh!” olarak belirlendi… Bu son derece doğru bir politikaydı… Ekmeğe muhtaç bir toplumu, yeniden ayağa kaldırmanın tek yolu bu idi… Artık cepheden cepheye sürecek ne askerimiz vardı, ne de silahımız!.. 

Zamanın şartları nedeniyle dış politikada temel ilke olarak tespit edilen bu “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh!” prensibi maalesef çok partili hayata geçildikten sonra siyasi ve askeri erkânda adeta kıyamete kadar değişmez ve değiştirilemez, hatta bırakın teklifi, düşünülemez bir ilke haline döndü!.. 

Dış politika misyonumuz “Birleşmiş Milletlerin munis üyesi, NATO’nun kullanışlı bir aparatı ve başta ABD olmak üzere Batı dünyasının yanaşma müttefiki!..” şeklinde formatlandık!.. 

Dünya değişiyordu, biz ise hayranlıkla izliyorduk, dostane ilişkilerle aferin almanın peşindeydik!.. 

Dünyayı okuma zahmetine bile katlanmıyorduk. Siyasetçilerimiz ve üst bürokrasimiz egemen güçlerin denetimindeydi!.. 

Bu anlayış gözlerimizi kör etmiş, akli melekelerimizi de yok etmişti!.. 

Futbol tabiriyle, alt sıralarda da olsa ligde tutunmaya çalışıyorduk… Şampiyon olma, hele hele Avrupa kupalarında bırakın gözümüzün olmasını, hayal etmek delilik kabul ediliyordu… 

BOP ortaya atılırken, ön hazırlık, zemin çalışmaları yapılırken; bu konu siyasetçilerimizin, aydınlarımızın sadece “gevezelik” malzemesi olarak kullanıldı… ABD’nin ve hempalarının düğmeye basması, Saddam’ın İran’a saldırmasını, Kuveyt’e saldırmasını askeri magazin tadında anladık, anlattık!.. 

Süreç, Saddam’ı devirmeye ve Irak’tan başlayarak Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmeye gelince, Rahmetli Özal durumu fark etti… Birincisi Körfez harekatı olarak adlandırabileceğimiz sürece girilince, Özal ABD ile beraber Irak’a girelim diye yırtınıp durdu!.. 

Ama boşuna çırpınıyordu… Beyinleri Yurtta Sulh, Cihanda Sulh formatıyla devre dışı bırakılmış siyasi kadrolar, aydınlar ve askeri bürokrasinin oluşturduğu setle karşılaştı Özal… Ne yaptıysa, bu seti aşamadı!.. Geriye “Türkiye, bunun bedelini 20-25 yıl sonra çok ağır ödeyecektir!” sözleri kaldı hafızamda!.. 

Evet o günlere geldik!.. O gün Irak’a girseydik, bugün Kandil, PYD ve Referandum olur muydu, bilemiyorum!.. Bunu artık konuşmanın bir faydası da yok!.. 

Ok yaydan çıktı!.. 

İnşallah, duygusal bir psikolojiyle işi içinden çıkılmaz bir hale getirmeyiz!.. 

Marabalara, kâhyalara takılıp, Ağa’nın diplomatik söz ve manevralarına kapılıp, yanlış stratejilere kapılmayalım!.. Dikkat!.. 

Ağa’ya bakın!..

Bu yazı 54 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun.

Son Yazılar