Borçlanma Maliyetleri Yüksek mi?
Doç. Dr. Koray Kayalıdere

Doç. Dr. Koray Kayalıdere

Ekonomi Penceresi

Borçlanma Maliyetleri Yüksek mi?

25 Kasım 2016 - 14:57

Büyüyelim, daha fazla üretip, daha fazla satalım. Sattığımız ürün, katma değeri yüksek ürün olsun, her ürün daha yüksek kazanç bıraksın. Hep birlikte zenginleşelim, kişi başına düşen harcanabilir gelirimiz yükselsin, bol bol tüketelim ama yüksek tüketimimize karşın ürünlerin fiyatları artmasın; enflasyon düşsün. Artan üretim ile kapasite kullanım oranlarımız artsın, işsizlik düşsün.


Yazıya dökülen her şey çok güzel, kulağa hoş geliyor. Gönüllere su serpiyor. Ama biraz yeni yıl temennisi gibi oldu. Artık hangisi ne kadar gerçekleşirse…


Aşağıda Türk firmalarının toplam maliyetlerinin dağılımını sunuyor. Tabloya bakarak günlerce konuşabilir insan.


80’li yıllarda dünyanın üreticisi konumundaki yapının, 2000 yılından buyana değiştiği bir gerçek. 1980-1990 döneminde ilk üç üretici ABD(%30), Japonya (%20) ve Almanya (%10) şeklinde sıralanıyordu. Bu üç ülke dünyadaki toplam üretimin %60’ını yapıyordu.
Günümüzdeki durumu da bir bakalım. Küresel üretim ligi Çin (%23), ABD (%17), Japonya (%7), Almanya (%6), Güney Kore (%4) şeklinde oluşuyor. Bu arada Türkiye bu ligde 17’inci sırada. Üretimin gelişmiş ekonomilerden gelişmekte olan ekonomilere kaydığını söylemek zor olmasa gerek. Buradaki en önemli faktörlerin başında işçilik maliyetleri ile gelişmekte olan ülkelerdeki vergisel avantajlar ve teşviklerin olduğu söylenebilir. ABD üretimdeki payını %30’lardan %17’lere kadar düşürmüş ama hammadde ve teknoloji alanındaki mukayeseli üstünlüğünü korumuş. Yani üretimi başkasına yaptırıyor, oradaki düşük işçilik ücretlerinden yararlanıyor, bu arada üretim için gereken hammaddeyi kendisi veriyor, teknolojiyi yine kendisi sağlıyor (büyük ölçüde). ABD sanayi üretimi içinde ortalama %85 yerli mamul kullanıyor. Almanya’da bu oran %75, Çin’de %55, Kore’de ise %50. Esas olan üretim yaparken dışarıya bağımlılığın azaltılması.
Gelelim bize, halinden memnun olan hiç duymadım. Nasıl olsun? İmalat sanayinde toplam maliyetin %60’ını hammadde giderleri oluşturuyor. Hammadde de sanıldığı gibi yerli üretim değil, ithal. Tabi ithal olması sebebiyle kur riski her daim mevcut. Döviz kurunun arttığını düşünelim. İhracat yaparken avantajlı gibi görünüyoruz ama ticaret ile uğraşanlar iyi bilir; alırken kazanacaksın. Kur yüksekse alırken kazanamıyoruz. “Çayın taşıyla çayın kuşunu vurma”ya çalışıyoruz.


İşinsanlarımızın en çok yakındıkları konuların başında borçlanma maliyetleri yer alıyor. Gerçekte öyle mi? Tabloya tekrar bir göz gezdirdiğimizde finansman giderlerinin toplam maliyetler içinde sadece %2,5’lik bir paya sahip olduğunu görebiliriz. Bu oran borçlanma maliyetlerinin toplam maliyet üzerinde sanki çok da önemli olmadığını işaret ediyor. Ancak durum pek de göründüğü gibi değil. Daha önce de ifade etmeye çalıştığım gibi üretimde kullandığımız hammaddeyi ve teknolojiyi ithal ediyoruz ve dolayısıyla döviz üzerinden borçlanıyoruz. Yani toplam maliyetlere, vade farkına (faiz) ek olarak döviz kurları değişkenliği (volatilite-risk) de ekleniyor.


Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kısa vadeli borç istatistiklerinden bir alıntı ile devam etmek istiyorum; “2015 Kasım sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stokunun döviz kompozisyonu % 52,4’ü ABD doları, % 28,1’i Euro, % 16,3’ü TL ve % 3,2’si diğer döviz cinslerinden oluşmuştur.


2015 Kasım sonu itibarıyla, orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borç verisi kullanılarak hesaplanan kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stoku, 170,3 milyar ABD doları düzeyinde gerçekleşmiştir. Söz konusu stokun 32,5 milyar ABD dolarlık kısmı, Türkiye’de yerleşik bankaların ve özel sektörün, yurtdışı şubeleri ile iştiraklere olan borçlarından oluşmaktadır. Borçlu bazında değerlendirildiğinde, toplam stok içinde Kamu Sektörü’nün % 13,0, Merkez Bankası’nın % 0,3, Özel Sektör’ün ise % 86,7 oranında paya sahip olduğu gözlenmektedir”( http://www.tcmb.gov.tr).


Özetle Türkiye’nin Kasım 2015 itibariyle 170 milyar dolar (yaklaşık 515 milyar TL) dış borcunun 148 milyar doları (yaklaşık 450 milyar TL) özel sektörün. Tablodaki “diğer giderler” kaleminin içinde olağan dışı gider ve zararlar, kambiyo zararları, faiz giderleri, komisyon giderleri ve karşılık giderleri gibi unsurlar var. Bu unsurların hemen tamamı kur farklarına dayalı giderler. Ayrıca yakıt giderleri ve kısmen elektrik giderleri de dövize bağımlı. Bu durumda borçlanma giderlerinin toplam maliyetler içindeki payı sanıldığı gibi %2,5 dolaylarında değil, dolaylı yollardan çok daha fazla.


Peki ne yapmalı? Üretimde ithalata bağımlılık oranımızı acilen ve hızla düşürmeliyiz. Belki üretim ve ürün yelpazemizi yeniden gözden geçirmeliyiz. Stratejik sektörler devlet işbirliği ile belirlenmeli, gereken teşvik ve indirimler sağlanmalı. Daha düne kadar tekstil makinesi üreten ülkeydik. Bugün dünyanın üçüncü büyük tekstil makinesi alıcısı olduk. Otomotivin sektöründe ürünün (aracın) yarısı tekstil ürünü. Rüzgar tribünlerinin kanatları bile tekstil ürünü! Makine üretimi desteklenmeli. Katma değer yaratmalıyız. Portföy yatırımlarının yanı sıra doğrudan yatırımları da ülkemize çekebilmeliyiz. İmalat sanayinde oransal olarak en çok kullanılan hammaddelerin üretimi için planlar oluşturulmalı. Tabi bazı hammaddeler belki yükte hafif ama pahada ağır. Toplam hammadde ithalatımızın içinde birim başına tutar olarak çok yüksek olan kalemler tespit edilip, bu kalemlerin üretimi yönünde teşvikler sağlanmalı, AB projeleri hayata geçirilmeli. İşinin ehli çalışan yetiştirilmeli, varsın işçilik ücretleri artsın. Elin yabancısına ödeyeceğimiz parayı kendi işçimize ödeyelim. İnsanlar çalışsın, değer yaratsın, kazansın, kazandırsın, tüketsin, mutlu olsun. 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar